SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

810 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu husûsda Buhârî «Kitâbü'l-Vekâle» de Hz. Ebû Hureyre'den şu hadîsi tahrîc etmişdir: Ebû Hureyre (Radiyallahû anh) demiş ki :

 

«Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni Ramazan zekâtını muhafazaya vekil etmişdi. Derken bana bir adam gelerek zahireden avuç avuç almağa başladı; ben derhâl kendisini yakaladım. Ve:

 

  ValIahi seni Resûlullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna götüreceğim; dedim. Adam:

 

— Ben muhtacım; çoluğum çocuğum ve pek ziyâde ihtiyacım var; dedi. Bunun üzerine bende, onu serbest bıraktım. Sabaha çıkınca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

«Yâ Ebâ Hureyre! Dün gece esîri ne yaptın?» dedi. Ben:

 

  Yâ Resûlâllah pek ziyâde muhtâc ve çoluk çocuk sahibi olduğundan şikâyet etti de, kendisini serbest bıraktım; dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

«Ama o, sana muhakkak yalan söyledi. O yine gelecek» buyurdu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «O yine gelecek» demesinden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binâenaleyh onu gözetledim. Az sonra geldi. Ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Derhâl kendisini yakaladım ve:

 

  Seni mutlaka Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıkaracağım! dedim. Herif:

 

  Beni bırak! Çünkü muhtacım. Çoluk çocuğum var. Bir daha yapmam; dedi. Ben de kendisine acıyarak onu serbest bıraktım. Sabaha çıkınca Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana :

 

«Yâ Ebâ Hureyre esiri ne yaptın?» diye sordu.

 

  Yâ Resûlâllah! Pek ziyâde muhtaç ve çoluk çocuk sahibi olduğundan şikâyet etti de, kendisine acıyarak serbest bıraktım; dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

«Amma o, sana muhakkak yalan söyledi; o tekrar gelecek!» buyurdu. Bunun üzerine ben, onu gözetledim. Derken gelerek zahireyi avuçlamaya başladı. Ben, derhâl kendisini yakalıyarak:

 

  Seni mutlaka Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıkaracağım. Bununla üç oldu ki, bir daha yapmam diyorsun; sonra tekrar yapıyorsun; dedim. Hırsız:

 

  Beni bırak!  sana bir kaç kelime öğreteceğim, onlarla Allah sana menfaat te'mîn edecek; dedi.

 

— Ne onlar? dedim.

 

  Döşeğine uzandığın vakît Âyetü'l-Kürsî'yi  (yâni)  (Hayy ve Kayûm o!an Allah'dan başka hiç bir ilâh yokdur.) âyet-i kerimesini sonuna kadar oku! Böyle yaparsan üzerinde behemahâl Allah tarafından bir muhafız bulunur ve tâ sabaha kadar şeytan, senin semtine yaklaşamaz; dedi. Ben de kendisini serbest bıraktım. Sabaha çıkınca Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana (tekrar) :

 

«Dün gece esîri ne yaptın?»  diye sordu.

 

— Yâ Resûlâllah! Bana bir kaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah'ın bana fâide ihsan buyuracağını söyledi; ben de kendisini serbest bıraktım; dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

«Neymiş onlar?» dedi. Ben :

 

— Efendim, döşeğine uzandığın vakit Âyetü'l-Kürsî'yi başından sonuna kadar oku! (Bunu okursan) üzerinden Allah tarafından bir muhafız eksik olmaz. Ve tâ sabaha kadar kat'îyyen şeytan sana yaklaşamaz; dedi.. cevâbını verdim.

 

(Râvî diyor ki: Zâten ashâb hayır işlemeğe pek harîs idiler.) Peygamber   (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

«(Bak hele!) o yalancı olduğu hâlde (bu defa) sana doğruyu söylemiş. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun? Yâ Ebâ Hureyre?» dedi. Ben :

 

  Hayır! cevâbını verdim.

 

«O bir şeytandı.» buyurdular. Buna benzer başka hadîsler de vardır.

 

Ulemâ, Âyetü'l-Kürsi'nin büyüklükle temayüz etmesini şöyle izaha çalışırlar: Bu âyetde Allah Teâlâ'nın bütün isim ve sıfatlarının esâsları yâni vahdâniyyet, hayât, ilim, mülk, kudret ve irâde zikredilmişdir. En büyük yahut en faziletli âyet olmasının hikmeti budur.

 

Kaadı İyâz: «Bu hadîsde : Kur'ân âyetlerinin bâzılarını, diğerlerine tercih ve tafdîl caizdir; Kur'ân-ı Kerim dahî sâir semavî kitaplara tafdîl edilebilir., deyenlere hüccet vardır. Yalnız mes'ele ulemâ arasında ihtilaflıdır. Ebû'l-Hasen Eş'arî ile Ebû Bekr-i Bâkıllânî ve Ulemadan fukahâdan bir cemâat, âyetleri biribirine tafdîlden menetmişlerdir. Çünkü bir âyetin başkasından daha fazîeltli olduğunu söylemek, öteki âyetin ondan noksan bulunmasını iktizâ eder. Kelâmullah da ise noksanlık yokdur. Bu zevat bâzı âyetler hakkında vârid olan «En büyük», «En faziletli... »gibi tâbirleri «Büyük» ve «Faziletli» mânâlarına te'vîl etmişlerdir.

 

İshâk b. Râhuye ile diğer ulemâ âyetler arasında tafdili, caiz görmüş ve: Bu üstünlük, okuyanın sevabının büyüklüğüne râci' olur, demişlerdir.

 

Muhtar olan kavle göre sevabı çok mânâsına olmak üzere âyetler ve sûreler hakkında (Daha büyük) ve (Daha faziletli) tâbirlerinin caiz olmasıdır.» diyor.